08 Şubat 2010 Pazartesi

Aşk Geliyorum Demez

Bu son bir ayin sinav stresinden bu film hakkinda bir seyler karalamaya firsatim olmamisti. Ilginctir, birakin oyuncu kadrosunu ya da filmin konusunu bilmeyi, ben böyle bir filmin varligindan haberdar bile degildim. Bir arkadasla ders calismak icin kütüphaneye dogru gidiyorduk, ta ki bana "sinemaya mi gitsek ya? "Ask Geliyorum Demez" diye bir film oynuyor burada, güzeldir kesin..." diye sorana kadar. Baski altina aldi beni ibnetör. Saga saparsak okula gidiyoruz, düz gidersek sinemaya. Lamba da yesil yanmisti. Ikimiz de sinemaya gitmek istiyoruz aslinda belli, ama kim önce "hadi gidelim, koymusum götüne dersin" derse o daha sonra "kim gidelim dedi ya, dersler dururken sinemayi nerenden cikardin mniskeym yaa?!" diye suclanacak, biliyoruz. O anlik heyecanla "bas yaaa" dedim sadece, yani bir nevi topu ona attim, o da "nereye basiim olum?!" diyene kadar düz gitmisti bile. Suc ortagi olduk yani.



Gelelim filme. Bu tür yazilarimda nereden baslayayim, neyi nasil anlatayim bilemiyorum hic. O yüzden aklima ne gelirse yaziyorum aninda.
Oyunculardan ilk gözüme carpanlar Tolgahan Sayisman ("Ask Tutulmasi" filminde de oynayan cocuk), Sarp Apak ("Avrupa Yakasi" dizisindeki "Tanriverdi"), Bergüzar Korel ("Binbir Gece" dizisindeki "Sehrazat") ve Zeki Alasya idi.
Filmin konusu ise biraz modernize edilmis klasik eski Türk filmi senaryosu.
Tolgahan Sayisman (Ali) Mahmutpasa'da han esnaflarindan birinin (Zeki Alasya) oglu, Bergüzar Korel (Gözde) ise esnafin calistigi hani satin alan zengin müteahhidin kizi. Müteahhit, hani yikip alisveris merkezi yapmaya karar verince esnaflar toplanip bunu engellemek icin plan yapiyorlar. Ali'den Gözde'yi tavlamasini, hani da o sekilde kurtarmasini istiyorlar. Ama gerek Ali'yi ikna edip eski manitalarindan kurtarmak gerekse Gözde'yi etkilemek kolay degil tabii. En nihayetinde cok dogal (zaman zaman küfür iceren) diyaloglarla süslenmis hem komik hem de duygusal bir ask filmi cikiyor ortaya. Hem gülün, hem aglayin (o anki ruh haline göre degisir bu tabii ama etkileyici yani). Beklentileri fazla büyütmeden hos vakit gecirmek istiyorsaniz tavsiye ederim. Benim hosuma gitti valla, eglendim. Ama keske sert tipli Bergüzar Korel'in yerine baska güzel ve masum bir sanatci tercih edilseymis, Bergüzar fazla sert kacmis bence. "Ask Tutulmasi"nda da oldugu gibi Fahriye Evcen cok iyi giderdi bu filme de. Ayrica, film esnasinda ara ara calan Göksel'in alttaki sarkisi da ayri bir renk katmis filme, cok güzel uymus.

Ask geliyorum demez, ama gidiyorum der...

07 Şubat 2010 Pazar

Uyku

Biraz önce bir günde 19-20 saat uyudugumu yazdim da uyumanin da bokunu cikardigimin farkina vardim. Hani o yazmadigim son sinavdan sonra o gece bir vurmustum kafayi, 16 saat. Hayir, isin ilginc tarafi saat aksam 8 gibi annemin telefonda sesli konusmasina rahatsiz oldum ve zar zor (dikkatinizi cekerim) ayaklanip kadina firca atmaya indim asagiya, üsenmeden. 16 saatlik uykum bölünmüs, inilmez mi yaa? Aynen su cümleyi sarf ettim: "Ne bagiriyon ya sabah sabah? Bi' uyutmadiniz beni haaa..." Bunu söylerken de disarinin karanlik oldugunu fark ettim ve saate de bakinca ses tonumda bir oynama yaptim haliyle, el insaf yahu. Daha sonra da kendi dediklerime kendim koptum ve ciktim tekrar odama. Konusu acilmisken, dün de aksam 5'te uyandim ve sadece 13 saat uyuyabildim, yan odayi yikti bizimkiler neredeyse. Pat, küt, pat! Görüyorsunuz ne sartlar altinda yasadigimi, uykusuz kaliyorum sonra böyle. Bir de yeni yatak alacagim kendime yakin zamanda, böyle kocaman olanlardan, tam randiman alamiyorum bundan, 3 saat uyusam 1 saat uyumus gibi hissediyorum, kalkinca bir agri bir agri anlatamam, belime falan kaydi bir bilseniz...

Simdi yatiyorum ben haci, bugün daha uyansam iyi...

Okuldan... | #2

Blogu da iyice sktreyledik ama oluyor arada böyle tabi. Oysa o kadar da cok malzemem vardi yazabilecegim. Neyse, ilerleyen zamanlarda artik. Ama bazi seyleri yazarken ayni duygulari ve hisleri yakalamam zor. Ne yaparsin, okul iste...

Ilk yazimda da belirtmistim "motive olamam, strese gelemem" diye. Ne yazik ki öyle de oldu. Topu topuna 3 sinav yazma hedefini koymustum kendime, onu da beceremedim. Hadi bir dersi erkenden elemistim zaten, asiri cok ve zamanimin da kisitli oldugundan. Diger ikisini yaz bari oglum yaa. 29 Ocak'taki sinava 2 gün calisip girdim, haliyle iyi not degil de gecmeyi istiyorum sadece. O da belli degil ki; 60 puanin 35'ini cevapladim (25'ini bos biraktim), 24 puana da ihtiyacim var gecmek icin, yani yazdiklarimin en fazla 11 puani hatali olabilir, aksi takdirde kafamda bazi islemlere basvurulacaktir, yani okuma hevesim kacacaktir, yani japon bayragi acilacaktir, yani Allah korusun. Zaten epey birikti bu yazmadigim / erteledigim sinavlar, bir de bu eklenmesin nolur?! Bir de serefsizler - benim cogu dersimde öyle [bir kez daha sansima tüküreyim (iyi günümde miyim ne?)] - öyle bir sistem yapmislar ki, sinavda istedigini yanina alabilirsin; "istersen anneni babani getir... onlar bile kurtaramazlar seni" mesajini veriyorlar acik acik. Hayirlisi diyeyim, önümüzdeki hafta belli olur sonuc(lar). 29 Ocak'in sabahiydi bu sinavi yazdigimda, o geceyi okulun kütüphanesinde gecirmistim, hic uyumadan. Sonra da arkadaslari da toplayip hepberaber Cuma namazini kilalim derken uykusuzluktan derman kalmadi bende. Yemek yemeye gittim belki uykum acilir diye, o da ise yaramadi. Eve gitcem ama araba kullanamayacak kadar uykum var. 1 Subat'taki sinavi da yazmaya niyetliyim tabii o sirada - gercekten de baya calismistim bile ona. Ama ben uykumla bogusup, eve nasil gitcem diye ugrasmaktayim sinava 3 gün kala. Sonunda dayanamayip kütüphaneye girdim, iki arkadasin ders calistigi odaya girdim ve otururken uyumusum 1-1.5 saat gibi bir süre. Bir telefona uyandigimda ise Antalyaspor-Besiktas macina sadece 1 saat kalmisti ve ben anca yola cikabildim. Eve ugramadan kahveye gittim, maci izlerken uyumamak icin savastim adeta, Bobo'nun golüyle tekrar acildim ve mactan sonra da nihayet evime dönebildim. Daha odama cikmadan uyuyup kalmisim koltugun üzerinde, anamin kucaginda. :) Bir ara uyandigimda odama cikip yatagima yattim ve tekrar uyandigimda ertesi günün aksami olmustu bile. 19-20 saat uyumusum lan. Uyumaktan yorulmustum yemin ederim ve ben kendime gelene kadar yine gece olmustu ve o günü de ders calismadan gecirmistim. Hos, bu dönem toplasam yarim saat evde ders calismisimdir, o da uyumadan önce yatakta, sanki ninni okuyorum mna koim. Ee geriye kalan bir günde de o zamana kadar yaptiklarini mi tazeleyeceksin, yapmadiklarina mi calisacaksin, iki ucu boklu degnek. Sinav sabahina kadar calistim yine de kütüphanede, eve gelip 2-3 saat uyudum ve calismaya devam ederken bu sinavi yazmamin hayirli olmayacagini anladim, pes ettim ve vazgectim. Annemlerin pek akilli ogullari sinava girecek ya hani, hani o vizir vizir derslerine calisan ogullari, cikip gittim okula. Yalan atmayi sevmem, hic olmazsa daha sonra eve geldigimde kendimden emin bir sekilde, adeta yetiskin bir insan gibi, sinavi yazmadigimi ve neden yazmadigimi acikladim onlara. Marifet anne babayi "kandirip" rahatlatmak degil de, marifetin kendin icin, güzel bir gelecek icin yerinde ve zamaninda derslerine önem vermek oldugunu artik iyice kavrayip beynine yerlestirmenin zamani gelmedi mi be Burak?
Ha bir de, hastalik midir nedir bilmem, sinav yazdigim bir gün baska bir derse calismam ya da okul icin herhangi bir sey yapmam imkansiz. Bir rahatlik sariyor beni, anlatamam. Sevmedigim insanlara bile sarilasim geliyor, o derece.

Nedense bu aralar evde bos bos otururken ders calisasim geliyor, sonra kendime sinir olup yine calismiyorum ama. Ulan 2-3 hafta önce niye böyle degildim, ey icimdeki seytan? Bakalim bu böyle devam edecek mi, her seyimiz mechulde zaten anasini satayim. Bok var sanki senede iki kere yapiyorlar su sinavlari, ben yilda bir kez olsun kicimin üstüne oturup adam gibi ders calismayi beceremezken, bu iki kere de neyin nesi? Sorarim size, ey ibneler. Simdi birdahaki sömestrda kac sinav yazmam gerektigini, erteledigim sinavlarin sayisini falan yazardim da, önce bir güzelce saymam gerekir, ugrastirir simdi sabah sabah, sinir olurum gerilirim bosver. Sunu söyleyebilirim ama, sanirim benim odamdan okula yol olur...

23 Ocak 2010 Cumartesi

Dua

Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.

11 Ocak 2010 Pazartesi

Nokta Nokta | #3

- Daha önce de yazmistim, izledigim cogu film beni kesinlikle tatmin etmiyor ve beklentilerim karsiliksiz kaliyorlar diye. Burada paylastigim son filmden bu yana 2 film daha izledim ve acikcasi artik filmler hakkinda (detayli) bilgi verecek hevesim kalmadi, en azindan simdilik. Ikisi de korku filmiydi, "Motel" ve "Drag me to hell".
Motel'e tesadüfen TV'de rast geldim, biraz eski bir film oldugu icin sifresiz yayinliyorlardi gecenin bir vakti. Ee ben de kendimi oyalayacak bir seyler ariyordum ve oturdum ekranin karsisina. Bastan sona kadar sürükleyici bir filmdi, reklamlar filmin agzina sicmis olsalar da. Iyiydi yani. Izledigime pisman olmadim.
Drag me to hell'i cok abartmislardi, yok söyle sicarsin altina, yok böyle uyuyamazsin filan diye. Bir arkadasi bize davet etmistim takiliriz diye, PES atarken ona bu filmden bahsettim [evet, rahat maclar oynadigim icin her konuyu konusabiliyorum ayni zamanda], "istersen izleyelim, nasilsa sana her zaman koyarim" deyip ikna oldu kerata. Cok pis gaza geldik, film öncesi muhabbeti de o denli pisti - "bugün tuvalete cikmadim lan, filmde sicabilirim yani" gibi gibi. Filmin hemen basinda "aha lan bu sefer film saglam" derken film giderek igrenclesti, zevk vermedi (sadece sonu azicik sasirticiydi). En nihayetinde yine hüsran, yine hüsran...

- Bu son bir kac gündür ders calismayi bahane edip uyanir uyanmaz evden kaciyorum ve okulun kütüphanesine gidiyorum sözde. Sonra da uyumak icin tekrar eve dönüyorum sabaha karsi. Gercekten, evden ders calismak icin cikiyorum aslinda, yemin ederim ya. Su an bu pek anlamli cümleleri de kütüphanede kuruyorum ayni zamanda. Ulan var ya, ders calismaktan baska her seye benziyor, her seyi yapiyorum (kapsamli bir ifade, evet) aklima sokayim ki (hep siz mi lan? xD)...

- Bütün gün evden uzak olunca haliyle paso disaridan yemek yiyorsun. Az önce düsündüm de sadece dünden beri yediklerimin arasinda 2x Adana Kebap, 1x Lahmacun Döner, 1x hazir pizza, 5x Cheeseburger, 1x Chickenburger var. Ve bunlar sadece su an aklima gelenler, nimetler (dilediginiz gibi anlayin).
Yaaa, ohaaa...

- Saat 2'yi gecti, sabah 9'da yine okula gelmeliyim. O kadar cok isim var ki, düsününce bile calismis gibi yoruluyorum. Devam etmek lazim simdi biraz (daha) - baslamak lazim desem yeridir aslinda - ama kendimi derse veremiyorum ki. Hos, verince de anlamiyorum zaten. (Dersi diyorum abi, dersi.) Ne diyecem; Türk'ün aklina ya kacarken ya sicarken ilham gelirmis, e dersten de kacamayacagima göre... e bosuna yemedik bunca kebabi, döneri (yaziya igrenclik de kattik, tamamdir) =)

07 Ocak 2010 Perşembe

Randevu

Ve 2010'un ilk randevusu gerceklesiyor...
Yeni yila girerken "farkli girisimlerde bulunmak sart" demistim, son yazimda da Therme Erding'deki ortamdan bahsetmistim.
Bir tasla iki kus vurmak böyle bir sey olsa gerek. Keske baska bir sey isteseymisim.. :)
Bu yil bana yazan ilk kizdi bu yanilmiyorsam; her sey kizin bana "tavla oynamasini biliyor musun?" diye sormasiyla basladi. "Seninle hayatina bile oynarim" diye meydan okudum, iddialasmalar vs.
Büyük konusuyordu hanimefendi, "kaybedersem istedigin her seyi yaparim" filan diyordu. 5-4'lük skorla kizin adeta eline verdim. Haydi bakalim simdi. Dün bir, bugün iki, sabaha bulusacagiz, yani tam olarak 2 saat ve 40 dakika sonra. Kimdir, kim degildir, ne yer, ne icer, in midir, cin midir görelim bakalim. Telefonda hos bir sesi vardi, fotolarda da fena degil hani. Ses ve dis görünüs kombinasyonu asiri orantisiz olacagini düsünmüyorum acikcasi. Bugün sinifi gecerse bu kiz, cuma günü birlikte Therme'ye gidecegiz herhalde. Valla o istedi. Ama demistim ben size, benim isim belli olmaz diye. Therme'yi bir de o bakis acisindan degerlendirmek gerekiyor gayet tabi.

Yalniz bir sorun var; annem birazdan ise gidecek, saat 06.30'dan önce cikmaz evden, e ben de 06.45'te kizla bulusacaktim, 25 km yol olacak önümde. Annemden önce cikmam lazim yani evden, ama ne diyecegim ona? "Okula gidiyorum" desem olmaz, o saatte ne okulu bu, ayrica okula pek gitmeyen biri olarak?! Dogruyu söylesem sinavlar öncesi hicte iyi olmaz, sürekli yüzüme vururlar sonra kötü bir sonucta, maazallah. Yok yok, en iyisi mi "dersten önce arkadaslarla bir sey konusmamiz lazim" filan diyim ben, inanmasa bile bir sey diyemez. Ulan simdi kim kalkip hazirlancak, uykusuzum da zaten, 4 saat uykuyla ayaktayim halen, birazdan cikip gidince kim bilir ne zaman eve dönerim, ne zaman uyurum tekrar...

-----

Bu da günün özeti olsun. Iskence gibiydi oysa, ayakta duracak halim yoktu yemin ederim, eve gelince de hemen yattim ben. MSN'de bu yaziyi gördüm sonra, sevmem kizlarin bu tür hareketlerini, reklam oluyorsun resmen. Neyse, kimse kimseyi tanimiyor nasilsa. Kiz sasirtti beni, pozitif anlamda. Sempatik ve komik birisi, ayrica fotolara nazaran daha güzelmis. Ama var iste bir psikopatlik, anlatamam. Yogun istek üzerine bu tür yazilari, detaylari ve daha fazlasini paylasmayacagim bundan sonra. (nokta) Söz vermeyeyim ama yine de... =)

06 Ocak 2010 Çarşamba

Therme Erding


Dün aksam iki (kilolu) arkadasla yukaridaki mekana gittik. Verecek isim bulamadim acikcasi, Türkce'si nedir, ne degildir bilemiyorum. Sanirim oranin özelliklerini tek tek yazmaya kalksam basa cikamam. Ulan Almanca'sini zaten zor anliyorum ya da hic anlamiyorum, Türkce'sini neremden cikarayim simdi?! Sauna, hamam, onlarca kaydiraklar, cesit cesit havuzlar, iclerinde cesitli sifali sular, ne bileyim insan vücuduna faydasi olacak her bir numarasi var iste. En azindan bizlere öyle anlatiliyor, baskalarinin yalancisiyim. Sonra gelip bana "gittim, bir yapragima yaramadi" demeyin. Kaldi ki, ben faydasini görmek icin gitmiyorum oraya, keyif amacli, degisiklik olsun diye gidiyorum. Yüzmeyi seven biri degilim, bundan önce en son 2008'in Agustos'unda Antalya'da havuza, denize girmistim, o kadar. Bunun da farkli nedenleri var tabii ki; yüzmek asiri yoruyor insani, bir de denizde uzaga acildiysan eger sahile dönerken eben skiliyor adeta. En az 435 kere "ulan o kadar yüzdüm, sahildeki insanlar hala karinca kadar mniskeyim", 313 kere
" bidaha denize gireni sksinler", 568 kere de "daha fazla yüzemicem, Allah'im sana geliyorum" diye düsünüyorum. Herhalde hayatimin en karamsar anlarini da o zaman yasiyorum ben. Bir de soguk havuza ya da denize girmek icin, misal tanimadigin manken gibi bir kizla konusmak icin toplaman gereken cesaretten daha fazlasi gerekiyordur. Neyse, uzaklastik iyice. Therme'de bu sorunlari yasamiyorsun, ne soguk su var, ne de yüzmeni gerektirecek derinlik. Benim girdigim havuzlarda öyleydi en azindan.

Magara gibi bir yer vardi ki, her kösede sevgililer, tam olarak ne yaptiklarini ne siz sorun, ne ben söyleyeyim. Icinde bulundugum sudan igrendim yeminle, bögk. Hos, her yerdelerdi esasinda. Gerci onlari da anliyorum ben, hava karanlik (üstü camla kapali oldugu icin görüyorsun), disariya cikarsan her taraf buharli, -10° var, böyle ormantik bir ortam olusuyor anlicaaan. Can bu, ceker abi. Gerci bu saydiklarim olmasa da anlarim da, neyse. Böylelikle kendime bir hedef daha koymus oldum dün aksam, yoksa icimde ukte kalacak. Demem o ki, öyle ya da böyle ben oradayken 3. Dünya Savas'i ciksa umrumda olmaz, ne derdin oluyor, ne tasan.

Yazinin hemen basinda parantez icinde iki kilolu arkadasla gittigimi yazmistim, lakin bu onlari asagilamak icin degildi. Gitmisken bir de kaydiraklara bakalim dedik, ki cok kalabalikti her zamanki gibi. Ama kaymadan da olmazdi hani. Bir arkadas adeta kücük bir cocuk gibi kaybolup gitti, biz de diger arkadasla 65 metre uzun olan ve saatte 72 km hizla asagiya kayilan kaydiragin sirasina gectik. Her tarafta kayarken dikkat edilmesi gereken seylerin levhalari asiliydi vs. 50 ile 100 kilo arasindaki sahsiyetler kayabilirler sadece diye yaziliydi (hadi ben 70-75 kilomla rahattim da..) ve sira bize geldiginde oradaki görevli yanimdaki arkadasa bu malum soruyu sorup hayattan bezdirmez mi? Zaten kilo verme sorunu yasiyor, söylencek laf miydi o da? :) Neyse, helallesmenin ardindan asagiya kaydi ve sira bana geldi. Otururkenki agir abiligimden asagiya vardigimda eser kalmamisti. Ben mi kaydiraktan kaydim, kaydirak mi bana kaydi anlamadim arkadas. 4-5 saniye süren bu olay bana bir ömür gibi geldi o an. O hizla borudan asagiya kayiyorsun, bir ara isik misik da cikti galiba - ya da kendimi öbür dünyada gördüm bir anlik - kicindan basina kadar seni bir alev aliyor sanki ve sonunda da su altinda kaliyorsun, ki o an icin bu durumun normal olup olmadigini bilmiyorsun ve "aha sictik lan" moduna giriyorsun. Derken tekrar hayata dönüyorsun ve arkadas seni kahkahalarla karsiliyor. Resmen dayak yemis gibi oluyorsun lan, öyle hissediyorsun kendini. Sunu belirteyim; kizlar kesinlikle kaymasinlar abicim. Daha önce baska bir arkadasla (o bunu okurken kendini bilir ^^) oraya gittigimde millet kaydiragin sonunda siraya dizilmisti, zira kayan hemen hemen her kizin bir yerleri aciliyordu sonunda. Ne görüntüler cikti ortaya bir bilseniz, öyle böyle degil.

2 saatimizi tamamladiktan sonra bir güzel yemegimizi de yedik, verdigimiz kilonun fazlasini yine aldik (arkadaslar düsünsün, ehuehuhe) ve evlerimize dagildik. Bu sinavlar hele bir bitsin (bana belli olmaz, sinavlardan önce de giderim belki), tekrar giderim. Bilhassa bu mevsimde gidilesi bir yer (yaninizda bir de manita varsa tamamdir), tavsiye ederim. Manita dedim de, bugün bir kiza oraya gittigimi anlatinca "beni niye cagirmadin?" cevabini aldim, kafama sicayim ya...