24 Kasım 2009 Salı

Yüksek Sadakat

Hazir blogumla ilgileniyorken 10 gün evvel gittigim konserden de bahsedeyim biraz.
"Yüksek Sadakat", hayranlik duydugum bir grup olmadigi icin fazla uzatmam herhalde, zaten uzatilacak malzeme de yok bende.

Konserden haftalar önce, benim konserden haberim bile yokken daha, Berfu - daha önceki bir yazimda da adi gecmisti bu kizin - bana "gidelim mi?" diye sormustu, ben de "neden olmasin, bakariz" demistim. Neyse zamani geldi, baktim gördüm bazi arkadaslar ve tanidiklar da gidiyorlarmis, e Berfu'yla da bir nevi anlasmistik artik, biletlerimizi aldik (19 € lan) ve bindik bir alamete.
Münih'teydi konser. Konser yerini bulmasi bir dert, oradan tekrar ayrilip Berfu'yu bir dügün salonundan almasi bir dert, dügün salonunu bulmasi yine ayri bir dert ve kizin cikmasini beklemek.. farz midir, sünnet midir arkadaslar?

Salona geri döndügümüzde 1 dakika gecmeden cikti herifler sahneye, "nereye geldik lan biz?" diye düsünmüslerdir kesin, zira pek bir kalabalik yoktu. Eger öyleyse, ben de size "siz kimsiniz ulan?" diye soruyorum. Efendime söyliyim, kafadan "Kafile" adli sarkiyi söylediler ve benim onun disinda bu gruptan bildigim bir sarki kalmisti geriye, "Belki üstümüzden bir kus gecer" (o da ucar kafamiza sicar, ehuhoreah). Pek heyecan dolu söyledikleri söylenemez, Avrupa turlarinin son duragiydi Münih, bikmislardi belli ki. Paranin hakkini vermediler yani, üzerlerinde forma olsaydi "formayi cikarin ciplak oynayin" diye bagirirdim herhalde. O tablo gözümün önüne geldi de, i ih vazgectim ben ya, bagirmazdim.
Cins cins insanlar vardi konserde, Rock'culardan ne beklediysem ben de artik. Bir avuc insan hopluyor, zipliyor, bagiriyor, cok yapmacik geldi bana bunlar. "Duman" konserinde epey kalabalik vardi mesela, cosuyordu millet, hatta ben de zaman zaman takilmistim onlara, e Besiktas Sampiyon olmustu o gün, olsun o kadar.

Velhasil kelam, 1-1.5 saat sürdü konser ve hemen ardindan da Aftershow-Party vardi, ki biz disco'ya gitmeyi düsünmüstük Berfu'yla ve ayrildik oradan. Sonra da bazi seyler girdi araya, disco isi yatmis oldu, sabaha karsi da evlerimize döndük.

Yazinin sonuna bir fotograf yakisirdi ama yok, ne yapayim? Aslinda cektirmistik bir iki tane ama bir tek onlari koymamislar nete, ne hikmetse. Ben en iyisi mi bir sarkilarini koyayim buraya...



halimi görüyorsun
bir şeyler yap o zaman
sebebim var biliyorsun
ben seni arayamam...

Beren Saat

Bu blogu ilk actigimda orada burada hosuma giden kizlarin / kadinlarin fotograflarini buraya koymayi düsümüyordum hic, ta ki "Aşk-ı Memnu" dizisinde (hayir izlemiyorum bu diziyi "aslinda") Bihter'i - yani gercek ismiyle Beren Saat'i - görene kadar.
Hayir, asiri bir güzelligi yok ama bana bu güne kadar yapmis olmadigim bir seyi yaptirdiysa, sirf onu görebilmek icin bu dizinin 2-3 bölümünü izlettirdiyse (tabii ki sadece onun da bulundugu sahneleri) bu kadinda kimsede olmayan bir seyler var demektir, en azindan benim gözümde öyle. Her seyiyle bambaska bir hava var bu kadinda: bakislari, konusmasi, durusu, oturusu ve daha niceleri.. (eminim bundan, sizce?)

O ne endamdir, o ne cekiciliktir arkadas...

09 Kasım 2009 Pazartesi

Doktor

Cok sinirliyim, desarj olmam lazim, sevgili blog.

Son yazilarimda hastaligimdan bahsetmistim, 1 ay oldu sanirim. Son zamanlarda en mühim olan sorunlarimdan birinin bu hastalik oldugu icin sirf ondan bahsetmisim, yoksa bir cok doktora gitmek icin nedenim var aslinda.
Gecen sezondan beri üst üste 2-3 antrenmana cikinca sol kasigimda feci agrilar olusuyor, yürüyemez hale geliyorum. Gecenlerde fark ettim, dislerimin birinde catlak mi delik mi ne var sanirim, ne zaman oldu nasil oldu bilmiyorum. Benimle futbol oynamis olanlar ya da beni izlemis olanlar bilirler, ikili mücadeleye girmem pek, gaza gelmedikce ya ben gecerim ya da adam gecer, o kadar. Pazar günü de macim vardi, koskoca 90 dakikada birakin üzerimin kirlenmesini, terledigimi hatirlamiyorum. Rakip farki actikca bizimkiler de cirkeflesmeye basladilar, tipik türk takimi iste. Sonra yere yatmalar, aglayip sizlamalar basladi rakipte, isin cilki cikmak üzereydi. Neden anlatiyorum bunlari? Cünkü sonra o gaza gelme eylemi gerceklesti bende, bir uzun top atildi bana, adami gectim, gole gidiyorum, kaleciyle karsi karsiyayim derken arkadan nereden geldigini bilmedigim bir lavuk pozisyonumu bozdu, topu kapti ve gidiyor. E ben bunun altinda kalir miyim? Kalmam. Kalktim, adami arkadan iterek indirdim, ayni zamanda ben de düstüm, düserken o hizla herifin topugu ceneme geldi, abowww o nasil bir acidir Allah'im...
Darbeyi yedikten hemen sonra tirstim yemin ederim, baktim kanama var mi diye, disler yerinde mi diye, sorun yoktu. Bir süre buz tuttum ceneme saha icerisinde, sonra da mac bitti zaten. Eve geldigimde cenemde bir sislik vardi, konusunca, yutunca, dislerimi sIkInca ve hatta yürüyünce bile kulaklarima kadar varan bir agrim var.
Dün sabah saat 08.30'a randevu almistim dis doktorundan ama o saatte anca kalkabildim yatagimdan ve gidemedim. Haber vermek icin aradigimda bir kac saat sonra yine olur diye düsünüyordum, cünkü 4-5 doktor ayni yerde calisiyorlar, hepsi dolu olacak degil ya?! Ama birdahaki randevuyu bugün saat 11.30'a almak istediler, kil oldum ve isim cikar diye (ki cikmadi, uyudum az önceye kadar) kabul etmedim, kaldi simdilik öyle.
Uyandigimda ise annem tutturdu "doktora git oglum" diye, epeydir öksürüyordum vs.
Yalanim yok en az 5 doktora gittik, hicbiri de kabul etmedi beni. Neymis efendim, yeni hasta kaydi yapmiyorlarmis, cok doluymus, baska bir doktora gitcekmisim, doktor izinliymis, cok beklemem gerekiyormus... Anlamiyorum ki arkadas, afedersiniz göt kadar Moosburg'da bütün doktorlar nasil dolu olur ya? Bu insanlarin isi gücü yok mu, doktorda mi yatip kalkiyorlar? Bu dis doktorunda da ayni, diger doktorlarda da ayni.
Neyse ki en son gittigim doktor saat 17.40'a randevu verdi, ona ragmen 1 saat beklettiler, derdimi anlattim ve ilac yazdi. Ha ilac demisken, annem bu sabah eczaneden almis, henüz kullanmadim, gidip iceyim bari...

Biraz dökeyim icimi dedim. Hadi gömerim.

08 Kasım 2009 Pazar

Inanç

Tarih: 27 Eylül 2009
Besiktas'in o zamana kadar tek bir galibiyeti vardi, buna bir de hükmen de olsa Ankaraspor galibiyeti eklenmisti o hafta. Böylelikle 7 hafta sonucunda 9 puanla 9uncu sirada yer alan Besiktas, Fenerbahce'nin 12, Galatasaray'in ise 10 puan gerisinde yer aliyordu. Tarafli tarafsiz hemen hemen herkeste ayni düsünce hakimdi: "Besiktas sampiyonluk yarisindan koptu."
Ben ise israrla hicbir seyin bitmedigini savunuyordum bu tabloya ragmen, inaniyordum takimima, hatta ve hatta sampiyonluk sansimizla ilgili uzun bir analiz ve degerlendirme yazmayi düsünüyordum bloga, kaynadi arada. Simdi "ben demistim" demesi kolay tabii ki ve kimse de inanmaz ama, MSN kayitlarinda bir diyaloga rastladim yukaridaki tarihten, buraya da yazmadan edemedim...

Burak: iki maglubiyetimiz mi var bizim?
Burak: kayseri gs sanirim
Burak: 1-3-2
Ömer: evt
Burak: bizim sampiyonluk icin inönüdeki derbileri kazandigimizi varsayarsak, ki her türlü öyle olmaliydi zaten, gs de iki maglubiyete ulasmis oldu bence
Burak: 10unca haftada fener her türlü EDITler
Burak: pek fark yok yani
Burak: biz o maclari alir miyiz o arada orasi mechul olabilir simdilik
Burak: neden olmasin
Ömer: yok abi
Ömer: hayal kurmaya gerek yok bence ::
Ömer: en basitinden
Ömer: 10.haftada fb gs'yi EDITlerken
Ömer: bu eses bizi yener eskisehir'de
Burak: o da inanc meselesi
Burak: ki bu takim bunlari yapar yani
Burak: kazanir
Ömer: zor
Burak: illa ki
Burak: neden olmasin diyorum simdilik
Burak: zaman gösterir
Burak: avantaja bile dönüsebilir bu durum
Burak: futbolcular kafalarinda ligi bitirdiklerini sanmiyorum, hirs yaparlar simdi biraz, o sirada bakacaklar gs falan da siciyo
Burak: seri bekliyorum

...ve dedigim gerceklesti, o gün bu gündür kayipsiz ilerliyoruz, 6 maclik bir galibiyet serisi yakaladik, üstelik Trabzon ve Eskisehir gibi zor deplasmanlari da gecmis olduk. Galatasaray'a kaldi 4 puan, Fenerbahce'ye kaldi 7 puan, ensenizdeyiz ulan!

Sira geldi Kanarya'ma...

07 Kasım 2009 Cumartesi

Kanal-i-Zasyon

Az önce geldim eve, hemen buraya da aklimda kalan detaylari gireyim istedim. Kisa bir yazi olsun diye basliyorum ama, ne kadar uzar orasi muallak.

Simdi efendim bir süredir hastayim ben, hatta dün gece bir kac dakikaligina öbür dünyaya transfer olmustum ama bir türlü söyle bir kac gün evde kalmayi beceremiyorum. Hos, bugün disco'yu falan sallamistim esasinda, gitmicektim bir yere. Ta ki aksam saat 8 sularinda Berfu isimli bizim okuldan bir kizdan telefon gelene kadar. Ikimizin de cani sIkIliyordu, sinema muhabbeti acildi derken Kolpacino ve Kanal-i-Zasyon'dan birine (Nefes'i kacirmazdim aslinda ama sansimiza bugün gec saatte oynamadi o film) girecektik. Kolpacino saat 22.30'da, Kanal-i-Zasyon 23.00'da baslicakti. Saat 21.20 gibi ancak tam olarak gidecegimize karar verebildik ve fazla vaktimiz kalmamisti. E ben de strese ve aceleye gelemeyen bir insan olarak "salla Kolpacino'yu, digerine girelim rahat rahat" dedim ve saat 10 gibi Berfu'yu almak üzere ciktim yola. Bu arada, ikidir bu kizin kanina giriyorum ve sevgilisinden gizli bir seyler yapmasina tesvik ediyorum, hayirlisi. Neyse, düsündügüm kadar rahat giremedik sinemaya, zira saat 11'de daha münih sokaklarinda park yeri ariyorduk (bkz. Park Cezasi).

Kaptik iki bilet, kolasiydi, patlamis misiriydi, sekeriydi, saglam bir sekilde yerlestik koltugumuza. Yalniz bir sey dikkatimi cekti, bizim film salon 7'deydi ve nedense salonu ararken her sinemaya gittigimde girmemiz gereken salondan baska her salonu buluyorum, en son da dogrusunu. Bu noktada filmde 3-4 kez tekrarlanilan bir cümleyi paylasayim: "Bir sey bir kez oluyorsa kazadir, ikinci kez oluyorsa tesadüftür, ücüncü kez oluyorsa istikrardir."
Biz oturduk ve hemen ardindan da film basladi zaten. Hastalik midir bilmiyorum ama, bu türk filmleri almanca alt yazili oluyor ve ben türkce bilmiyormus gibi her seferinde okuyacam diye cabaliyorum. En cok da küfürleri nasil almancaya ceviriyorlar diye merak ediyorum tabii. Mesela "ebeninki"yi "das von deiner Hebamme" diye cevirmisler, koptum ehoreo. "Kolay gelsin"i "Hallo" diye yazmislar dalga gecer gibi vs. vs.
Film'in kendisi cok sacmaydi. Bir kac komik sahnesi disinda pek sarmadi beni. Zaten ben evden cikarken bildigin kanalizasyon gibi yazildigini düsünüyordum filmin, böyle osurup sicmali bir seyler bekliyordum sanki.
Bir televizyon kanalinin binasinin camlarini temizleyen köylünün, Imdat (Okan Bayülgen), izledigi programlarin sacma olmalarina karsin reytinglerde hep ilk 10'a girdigini kesfeden Kanal-i calisanlari bunu firsat bilip Imdat'in fikirlerine göre yarismalar üretip rekorlar kiriyorlar. "Kim 500 milyar ister?"in formatini degistirip yanlis cevabi verenlere tokat atiliyor mesela, bu rolü üstlenen de Ahmet Cakar'di filmde. Iyi giden bir ise comak sokmak isteyenler cikiyor her filmde oldugu gibi, öyle böyle derken film de bitiyor zaten. Acikcasi ilk 15-20 dakikada komik bulmadigim sahneler vardi genelde, daha sonrasinda da gülmek icin bir yer arar oluyor insan. Uzun lafin kisasi, sinemada izlenesi bir film degil bence, öyle bir planiniz varsa eger gitmeyin derim. Yalniz, Burcin (Ceren Sekerci) adli bir hatun var, filmden daha güzel kendileri. :)

Cikista park ücretini ödedim, 2 saat 15 dakika icin 7 € verdim serefsizim. Vallahi rezalet, billahi rezalet. Demek ki neymis? Gecen günkü yazimda sonuna kadar hakliymisim...

04 Kasım 2009 Çarşamba

Bir Tek Sen Eksiksin

yaşlanmışsın görmeyeli
şişmanlamışsın, evlendin mi kaç kere?
senden sonrası olmadı, olmadı yok
özledim yani, aşk budur yan yolu yok (yoook)

bir tek sen eksiksin
işim, gücüm, her şeyim tamam
bir ev, bir yuva, iki de çocuğa
yok ben sensiz karışamam

his hala aynı da, yol hala ayrı mı?
güç hala onda mı? aklın mı yoksa aşkın mı?
bir ihtimal kabuğundan kaçıp göçersin
beklerim orda, aşksa bekleyiş seversin (seversin)

bir tek sen eksiksin
işim, gücüm, her şeyim tamam
bir ev, bir yuva, iki de çocuğa
yok ben sensiz karışamam

(yooooook, yooooooook)

his hala aynı da, yol hala ayrı mı?
güç hala onda mı, aklın mı yoksa aşkın mı?

aşk budur, yan yolu yok...

http://www.youtube.com/watch?v=BuvTZhwBlxk

03 Kasım 2009 Salı

Park Cezası

Yedigim cezalarin haddi hesabi yok ama, bugün yedigime en az üzüldügüm park cezami yemis bulunuyorum, sevgili blog. Yeri geldi maddi acidan en kisir oldugum dönemlerde banka hesabimda bulunan son parayi bu denyolara (artik devlete mi, polise mi, her nereye gidiyorsa bu paralar) yatirdim ve yeri geldi paranin hesabini kitabini yapmaya bile tenezzül etmedigim zamanlarda pek tinlamadan ödedim cezami. 5 €, 15 €, 30 €, 35 € ve daha niceleri.

Münih'te arabayla park yeri bulmaniz hicbir zaman kolay olmuyor malumunuz, üstelik hafta ici ögle saatlerinde ariyorsaniz. Bugün bütün iyi niyetimi toplayip iki üc kere Hauptbahnhof'un oralari turladim kurallar dahilinde bir park yeri bulabilmek icin ama nafile. Sonra da ilk gördügüm bosluga cektim arabayi, yagmur da yagiyordu ulan. Ooo koymusum götüne kurallarin dedim icimden, sesli de demis olabilirim, hatirlamiyorum. Bir kac saat takildiktan sonra arabama döndüm, bir tebessümle park cezami sileceklerin arasindan kurtardim ve en kisa zamanda efendi gibi parami yatiririm. 5 €. Kaldi ki, orada park ettigim sürenin parasini pesin ödemis olsaydim eminim en az 5 € tutardi. Hic pisman degilim be...

Ne de güzel yagmurdan korumuslar, ne cok düsüncelisin gavurum benim...